zeynep-dersaadet (zeynepdersaadet) wrote,
zeynep-dersaadet
zeynepdersaadet

Принявшие ислам

 (Пост будет дополняться) ......хм,я думала,что можно писать безразмерные посты,оказывается,что нет...

Католическая монахиня приняла ислам

«В 6 лет меня отдали в церковную школу. Я фактически стала жить за счет церкви потому, что мои родители были основателями одной из крупнейших церквей в Индонезии», – рассказывает бывшая монахиня Ирена Хандоно в видеоролике на Youtube.

«Будучи подростком, я вступила в церковную организацию имени девы Марии. Задачей этой организации был поиск «заблудших овец». Заблудшими овцами они считали нехристиан, которых они стремились обратить в христианство. Год спустя я стала лидером крупнейшего христианского движения Индонезии. Потом я постриглась в монахини. Я и подумать не могла, что когда-либо стану мусульманкой. Напротив, я мечтала стать монахиней, и осуществила свою мечту. Но с этого момента Аллах стал направлять меня на истинный путь.

Я поехала учиться в Университет теологии и философии, где готовили христианских священников. Там на лекции по сравнительному религиоведению нам рассказали об исламе, но не как о религии истины, а как о плохой религии. Они говорили: «Если вы хотите узнать ислам, просто посмотрите на мусульман Индонезии. Посмотрите, кто в Индонезии беден? Мусульмане. Кто в Индонезии глупцы? Мусульмане. Кто теряет свою обувь во время пятничной молитвы? Мусульмане. Кто не хочет единства? Мусульмане. Кто террористы? Мусульмане». Все мои друзья сделали вывод, что ислам – плохая религия. И тогда я сказала им, что их вывод неправильный.

У меня было другое мнение. Я сказала, что мы должны посмотреть на другие страны, а не только на Индонезию. Например, на Филиппины, где большинство бедных и неграмотных совсем не мусульмане, а католики. Или на Мексику, которая является бедной страной, и воры, насильники, алкоголики и посетители казино в ней опять же не мусульмане, а католики. В Северной Ирландии идет конфликт между католиками и протестантами, где люди убивают друг друга, но среди них нет мусульман. Европейцы считают их террористами. В Италии торговцы наркотиками и хозяева казино тоже не мусульмане. Все члены мафии – католики.

Подумав над этим, я подошла к пастору, который преподавал у нас, и сказала, что его аргументы не доказывают, что ислам плохая религия. Я решила изучать ислам из его источников. Пастор дал мне разрешение с условием, что я постараюсь найти слабые стороны этой религии.

Я стала читать Коран, где подчеркивалось, что Бог – Един. И это единство Бога противоречило троице, которой нас учили в церкви. Ночью я прочитала суру «Аль-Ихляс», которая говорила о единобожии. А на утро священник в церкви сказал, что Бог – Един, но в трех лицах. На следующую ночь я снова принялась за изучение ислама. В сердце я понимала, что Бог – Един, совершенно Един, и это истина. Пастор недоумевал, как это я, монахиня, до сих пор не понимаю, что такое троица. Пастор нарисовал треугольник, сказав, что подобно тому, как треугольник имеет 3 угла, Бог имеет 3 лица. Потом я нарисовала квадрат, и сказала: «Это возможно, ведь квадрат один, и имеет 4 угла». Мой наставник сказал: «Это невозможно. Это догмат». Затем он попросил меня: «Если ты не понимаешь триединство Бога, просто прими это, поверь в это и не задавай больше вопросов. Если ты будешь спрашивать и сомневаться, ты согрешишь».

Но ночью я снова стала изучать Коран. Мне очень хотелось опять побеседовать с пастором о Единстве Бога. Я спросила его: «Кто сделал этот стол?» Он промолчал. Я сказала: «Плотник. Когда бы этот стол ни был сделан, стол не может быть плотником». И ни один стол не может превратиться в плотника. Он спросил, что я имею в виду. Я объяснила, что Бог создал все живые и неживые объекты во вселенной, включая людей. Ни один человек не может стать Богом и быть равным Богу. Потом я привела еще один пример: если все сержанты в армии соберутся и назначат из своего числа генерала, это назначение будет недействительно. Точно так же, если все люди соберутся и назначат одного из них богом, он не станет Богом. Потом я напомнила ему, что Иисуса впервые объявили богом в 325 году, когда на Никейском соборе священники определили отношения Иисуса и Бога как отношения сына и отца и провозгласили доктрину о троице. Их оппонент архиепископ Арий считал Иисуса человеком и творением Бога. Также я сказала, что о троице ничего не сказано в Библии. Эта беседа стала для меня поворотным моментом.

После нее я поняла, что триединство Бога – это ложь, придуманная людьми, окончательно разуверилась в христианстве и приняла ислам».

IslamNews


источник: caucase.wordpress.com/2010/10/23/католическая-монахиня-приняла-ислам/




habervaktim.com/videoizle.php
Видео на английском с субтитрами на турецком.
О том как один австриец принял ислам.Оооочень позитивное и поднимает настроение))))



(может когда-нибудь руки дойдут,чтобы перевести-рассказ о том,как католичка приняла ислам)


“Papaz sorularımı dinledikten sonra sessiz bir şekilde ağlamaya başladı. Bana “Ben de yıllardır teslis konusunda şüpheler taşıyorum. Bence doğru yoldasın, İslam’ı araştırmaya devam et” dedi.”
İtalya’nın Katolika Şehrinde doğan İtalyan Kız Elisa, felsefeye duyduğu merak nedeniyle üniversite yıllarında “Gerçek nedir?” sorusunun izini sürmeye başlamış. İçinde enteresan olayları barındıran bu süreç, Mısır’da gördüğü ilginç bir rüyanın ardından Elisa Hanım`ın 3.5 yıl önce İslam’a girmesiyle sonuçlanmış. Şu an Şam’da Arapça eğitimi alan Elisa Hanım artık Rahme ismini kullanıyor. Rahme Hanım bugünlerde son derece mutlu. Mutluluğunun sebebi ise annesinin de tıpkı kendisi gibi, kısa bir süre önce Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olması. Biz de Rahme Hanım’ın sevgili annesine İslam Ailesi’ne “hoş geldiniz” diyoruz. Rahme Hanım’ın İslam’ın erkeğe tanıdığı 4 eşlilik hakkı, İslam’da kadının yeri ve Avrupa’da yaşayan Müslümanların durumları hakkında yaptığı tespitler son derece ilginç.

-Müslüman olmadan önce her hangi bir dine ilginiz var mıydı? Kendinizi ne olarak hissediyordunuz?
Lise son sınıfa kadar dinlere karşı pek fazla ilgim yoktu. Çünkü gerçeğin peşine düşmemiştim. Lise son sınıfta düşünce akımlarıyla ve dinlerle ilgilenmeye başladım. Felsefeye olan bu ilgim nedeniyle Verona Üniversite’sine kaydolarak felsefe okumaya ve gerçeği araştırmaya başladım. İlk olarak felsefe tarihini oluşturan düşünce akımları üzerine yoğun şekilde okumalar yaptım. Daha sonra ise İncil okumaya başladım, ayrıca haftada 2 veya 3 gün kiliseye gidip papazların vaazlarına katılırdım. İncil bana felsefe tarihindeki düşünce akımlarından çok daha etkili geldi ve iyi bir Hıristiyan olmaya karar verdim.

-İncil’in neyinden etkileniyordunuz? Birkaç örnek verebilir misiniz?
İncil’de beni en çok etkileyen bölümler Hz. Meryem ve Davut Peygamberin kıssalarının olduğu bölümlerdi. Ayrıca Allah’ın var olduğuna dair delillerden de çok etkileniyordum. O dönem İncil’e gerçekten inanıyordum ve İncil okumak bana huzur veriyordu.

- Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili neler biliyordunuz?
Üniversite 2. sınıfta okurken dinler tarihi dersimize İslam Ülkeleri’nin birçoğunu gezen bir hocamız giriyordu. Hocamız hiçbir dine inanmıyordu, fakat bize gezdiği ülkelerdeki gözlemlerini anlatıyordu. İslam Ülkelerini ziyaret ettiğinde iki şey hocamızı çok etkilermiş. İlki ezan sesi, diğeri de Ramazan Ayın’da birçok insanın aynı anda oruç tutması. Ezan sesi hocamıza büyük bir heyecan veriyormuş ve ezan sesini duymaya başladığı andan itibaren kalbinin huzur bulduğunu hissediyormuş. İslam’la ilgili duyduğum olumlu bilgiler sadece bunlardan ibaretti. Fakat sürekli olarak İtalyan Medyası’nın İslam hakkında yaptığı olumsuz haberleri takip ediyordum. İtalyan Medyası, İslam’ı kadınları ezen bir terör ve cehalet dini olarak göstermeye çalışyordu.

-İtalyan Medyası’nın İslam hakkında yaptığı bu olumsuz yayınlara rağmen İslam’a ilgi duymaya nasıl başladınız?İslam’a üniversitenin 2. sınıfında ilgi duymaya başladım. Okuldaki bir hocamız benden Musevilik hakkında bir ödev hazırlamamı istedi. Bu ödevi hazırlarken annemin kütüphanesindeki Kur-an dikkatimi çekti. Kur-an’ın Musevilik’ten nasıl bahsettiğini merak ettim ve ödevimi hazırlarken Kur-an’dan da yararlanabileceğimi düşündüm. Kur-an’dan birkaç bölüm okudum ve Kur-an bana ilginç gelmeye başladı. Kur-an’ı ilk okuduğumda bazı bölümlerinin İncil’e çok benzediğini fark ettim. Fakat Kur-an’ın insan ve hayat hakkındaki tespitleri bana İncil’den daha gerçekçi geldi. Kur-an’daki kıyamet hakkındaki ayetler de beni çok etkiledi.

“MISIRLI AİLE’DEN ÇOK ETKİLENDİM”

-İslam’a ilgi duymaya başlamanızdaki temel etken Kur-an mı oldu?
Hayır. İslam’a ilgi göstermeye Mısırlı bir aileyle tanıştıktan sonra başladım. Mısırlı Meryem isminde bir arkadaşım vardı. Meryem’i çok seviyordum ve Meryem’in babası İmad da zaman zaman bize İslam’dan bahsediyordu. Meryem’in babasının İslam hakkında anlattıkları beni çok etkiliyordu. Ayrıca Meryem’in evindeki huzurlu ortamı da seviyordum. Meryem’in ailesini gözlemleyip babasının İslam hakkında söylediklerini dinledikten sonra İslam hakkında güzel duygular hissetmeye başladım.

-Meryem’in babası size İslam hakkında neler anlatıyordu? Bunları bizimle paylaşır mısınız?
Özellikle ahlak üzerinde duruyordu. İnsanın hayatında doğruların ve yanlışların olması gerektiğini ve İslam’ın insanlara sunduğu ahlaki kuralların tamamının doğruları temsil ettiğini söylüyordu. Ayrıca insanın ahlakını arttırdığı sürece iyi bir insan olabileceğinden ve insanın sürekli olarak ahlakını güzelleştirmesi gerektiğinden bahsediyordu. Ayrıca Meryem’in Ailesi’ndeki bütün fertlerin kişilikleri de beni çok etkiliyordu. Karakterleri çok güçlüydü ve hayattan hiçbir şekilde korkmuyorlardı. Bunun sebebi de İslam’a olan güvenleri ve Allah’a olan imanlarıydı. Birbirlerine karşı çok nazik davranıyorlardı ve birbirlerine çok değer veriyorlardı. Sürekli olarak Allah’ı hatırlıyorlardı. Arabaya binecekleri zaman, yemeğe başlayacakları zaman besmele çekiyorlardı. Meryem’in Ailesi tanıdığım İtalyan Ailelere göre çok daha güvenli bir aileydi. İtalyan Aileler genelde problemlidir ve aile içinde sürekli bir rekabet vardır. Fakat Meryem’in ailesinde böyle bir rekabet yoktu ve herkes birbirine yardımcı olmaya çalışıyordu. Bu bana çok ilginç geldi. Meryem’in ailesi İtalya’da göçmen olmaları nedeniyle birçok problem yaşıyordu. Her türlü soruna rağmen mutlu olmasını başarıyorlardı. Ben de bu aileyle birlikteyken çok mutlu oluyordum. Bu dönemler İslam’a sevgi duyuyordum; fakat hiçbir zaman Müslüman olacağım aklıma gelmezdi. Daha sonra Meryem’le camiye gitmeye başladık. Camide Şeyh Emin ile tanıştım.

-Şeyh Emin ile tanışmanız bu süreçte sizi nasıl etkiledi.
Şeyh Emin yeni bir peygamber geldiğini fakat Hıristiyanların bu yeni peygambere iman etmediklerini söylüyordu. Zihnim iyice karışmıştı. Bu süreç benim için gerçekten çok zorlu bir süreçti. Ne yapacağıma karar veremiyordum ve zihnimde İslam ve Hıristiyanlık hakkında birçok soru geziniyordu. Şeyh Emin’in anlattıkları çok mantıklı şeylerdi; fakat Hıristiyanlığı terk etmek, Hıristiyanlık hakkında şüpheye kapılmak beni son derece üzüyordu. İlk olarak bir papaza gidip Şeyh Emin ile tanıştıktan sonra Hıristiyanlıkla ilgili kendi kendime cevaplayamadığım soruları sordum.

-Neydi bu sorular?
Teslis inancı iyice kafamı karıştırmıştı. Katolikler Hz. İsa’nın hem Tanrı olduğuna, hem de Tanrının Oğlu olduğuna inanıyorlar. Bu nasıl olabilirdi? Hıristiyanlar İsa Mesih’in insanların günahlarına kefaret olması için öldüğüne inanıyorlar. Bu inanışı da sorgulamaya başladım.

-Ziyaretine gittiğiniz papaz sorularınıza nasıl cevaplar verdi?
Bu konuları fazla karıştırmamam gerektiğini, İsa Mesih’e inanmaya devam edersem mutlu olacağımı söyledi. Bu papazın dışında üç papazı daha ziyaret ettim. Onlardan başta teslis olmak üzere Hıristiyanlıktan şüphe duymama neden olan sorularımı cevaplamalarını istedim. En son ziyaret ettiğim papaz sorularımı dinledikten sonra sessiz bir şekilde ağlamaya başladı. Kendisine niye ağladığını sorduğumda cevap olarak “Ben de yıllardır teslis konusunda şüpheler taşıyorum. Bu soruya bir türlü cevap bulamadım. Bence doğru yoldasın, İslam’ı araştırmaya devam et” dedi. Papazın bu cevabı beni çok şaşırttı ve son ziyaretimden sonra Allah’ın tek olduğuna kesin olarak inanmaya başladım. Bu süreçte gerçeğin peşine düştüm ve sabah akşam İslam hakkında kitaplar okudum. Kur-an’ı ve İncil’i yanımdan ayırmıyordum, sürekli olarak İncil’le Kur-an arasında kıyaslamalar yapıyordum. Belli bir süre sonra İslam’ı daha iyi tanımak için bir İslam Ülkesi’ne gitmeye karar verdim ve 3.5 yıl önce Mısır’a yaptığım gezi sırasında Müslüman olmaya karar verdim.
“KIBLEYE YÖNELİRSEN GERÇEĞİ BULACAKSIN”

- Bu kararı nasıl aldınız? Mısır’da başınızdan neler geçti?
Nil Kenarı’nda gezerken ilk defa ezan sesini duydum. Ezan’da neler söylendiğini anlamıyordum; fakat ezan sesi tıpkı üniversitedeki dinler tarihi hocamız gibi beni de çok etkilemişti. O an, içimden Allah’a secde etmek geldi ve bir camiye giderek dakikalarca Allah’a secde ettim. Daha sonra otele dönüp ağlayarak Allah’a bana doğru yolu göstermesi için dua ettim. Duadan sonra uyumaya başladım ve ilginç bir rüya gördüm. Rüyamda çok kötü bir yerdeydim ve oradan kurtulmak istiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir anda güzel bir yere geçtim. Bu güzel yerde bir ses bana; “kıbleye yönelirsen huzura kavuşacaksın ve gerçeği bulacaksın ” dedi. Ben de rüyada kıbleyi aramaya başladım. Kıbleyi ararken uyandım, bu rüyayı gördükten sonra kesin olarak Müslüman olmaya karar verdim ve bir camiye gidip Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldum.

-Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili kabullenemediğiniz hiçbir şey olmadı mı? Mesela Batı Kültürü’nün içinde yetişen bir bayan olarak İslam’ın erkeğe verdiği 4 evlilik hakkını kendinize nasıl izah ettiniz?
İslam, bir erkeğin birden fazla evlilik yapmasına izin veriyor, fakat bunu bazı şartlara bağlıyor. İslam, birden fazla evlilik yapacak erkeklere eşler arasında adaleti sağlama şartını öne sürüyor; bu da bir erkek için yerine getirilmesi çok zor bir şart. Ben, gerçek anlamda Allah’tan korkan bir erkeğin eşler arasında adaleti sağlayamama kaygısı taşıyacağını, bundan dolayı da birden fazla evlilik yapmayacağını düşünüyorum. Çünkü İslam’a göre eşler arasında adaletsizlik yapmak büyük bir günah olarak görülüyor. Batı da bir kadın birçok erkekle, bir erkek de birçok kadınla birlikte olabilir. Fakat İslam, cinsel hayatı da evlilik vasıtasıyla bir düzene sokuyor.

-Müslüman olmanız aileniz ve çevreniz tarafından nasıl karşılandı?
Müslüman olduktan sonra özellikle babamla birçok sorun yaşadım. Babam örtünmeye başladığım ilk zamanlarda başörtümden nefret ediyordu ve bu nedenle eve ancak başörtümü çıkardıktan sonra girebiliyordum. Fakat babam zamanla Müslüman olmamı kabullendi. Şu an dini inancıma ve başörtülü olmama son derece saygı duyuyor. Annem ise ben Müslüman olduktan sonra İslam’a ilgi duymaya ve İslam hakkında araştırmalar yapmaya başladı. Kısa bir zaman önce de İslam’a girme kararı alıp O da benim gibi Müslüman oldu. Annemin Müslüman olmasına gerçekten çok sevindim, şimdi annemle birlikte babamın Müslüman olmasını bekliyoruz. Babam da som zamanlarda İslam’la ilgileniyor ve zamanının birçoğunu Kur-an okuyarak geçiriyor.

-Batılı Feminist çevreler sıkça İslam’ın kadını ezdiğini dillendiriyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce İslam kadına nasıl yaklaşıyor?
İslam’ın kadın anlayışı bana göre son derece nazik ve kadını koruyan bir yaklaşımdır. Avrupa’da kadın özgür gibi gözükür; fakat asla özgür değildir. Erkekler kadınlara pek fazla değer vermezler ve kadınlara karşı olması gereken saygı ve nezaketi göstermezler. İslam, kadının bütün yaşamını koruma altına alıyor. Babam 18 yaşıma ulaştığımda bana; “Artık sana bakmayacağım, kendine iş bul ve evden ayrıl ” demişti. İtalya’da hep böyledir. Fakat Müslüman Aileler çocuklarına asla bu şekilde davranmazlar. Mesela Meryem’in anne ve babası maddi sorunlar yaşamalarına rağmen çocuklarına çalışma zorunluluğu getirmiyorlardı. İslam’a göre kadın evli değilse babası ona bakmak zorundadır; eğer evliyse bu sefer de eşi kadının geçimini sağlamakla sorumludur. Kadına karşı bu denli güçlü bir koruma ne Avrupa’da ne de Amerika’da var.

-Örtünmeye nasıl karar verdiniz?
Meryem’in babası İmad sık sık İslam’a göre bir kadının altın gibi değerli olduğunu ve altın kıymetinde olan bir kadının mutlaka korunması gerektiğini söylüyordu. İmad’ın bu sözü bana zamanla çok mantıklı geldi ve örtünmeye karar verdim.

“MÜSLÜMAN OLAN İTALYAN ÇOCUK”

-Siz aynı zamanda bir yazarsınız? Sonradan İslam’a giren İtalyanlarla telefon vasıtasıyla yaptığınız röportajları bir araya topladığınız kitabınız özellikle dikkatimi çekti. Böyle bir kitap hazırlamaya niçin karar verdiniz? Ayrıca İslam’a giriş öyküsünü yazdığınız İtalyanlar arasından hangisinin yaşadıkları size daha ilginç geldi?
Bu kitabı hazırlamaya Pakistanlı bir arkadaşımın teşvikiyle başladım. Pakistanlı arkadaşım İslam’a giriş hikayelerini okuyan birçok insanın bu hikayelerden etkilenerek Müslüman olmaya karar verdiğini, ayrıca doğuştan Müslüman olan kişilerin de bu hikayelerden büyük dersler aldıklarını söyledi. Ben de bunun üzerine sonradan Müslüman olan 26 İtalyan’la telefonla röportajlar yaparak, onların hikayelerini kitaplaştırdım. Avrupa’da İslam’a olan yoğun ilgi nedeniyle de kitabıma “İslam’ın Dönüşü” ismini verdim. Kitabım İtalya’da büyük ilgi gördü ve hatta bazı insanların İslam’a girmesine vesile oldu. Görüştüklerim arasında özellikle 13 yaşındaki İtalyan bir kızın daha çocuk denilebilecek bir yaşta İslam’a girmesi beni çok etkilemişti.

-Bu İtalyan Kız Müslüman olmaya nasıl karar vermiş?
Öğretmeni ona İslam ve İslam Ülkeleri hakkında bir ödev vermiş. O da bu ödevi hazırladığı sırada İslam hakkında okuduğu yazılardan etkilenerek Müslüman olmaya karar vermiş. Kızın ismi Hatice’ydi. Hatice 14 yaşına geldiğinde de örtünmüş. Hatice ile görüştüğümde çok güçlü bir karaktere sahip olduğunu hissettim. Ona “bu gücü nereden alıyorsun” diye sorduğumda bana “İslam’dan alıyorum, bağlı olduğum din bana büyük bir güç veriyor” diye cevap verdi.

“MÜSLÜMAN’IN ÖZGÜVENİ OLMALI”

-Sonradan İslam’a girenlerle yaptığım röportajlarda bir çoğu Müslümanları tanıdıktan sonra uğradıkları hayal kırıklıklarından bahsetti. Aynı hayal kırıklıklarını siz de yaşadınız mı?
Evet. İnsanların namaz kılmadıkları, örtünmedikleri, yalan konuştukları ve sözlerinde durmadıkları halde Müslüman olduklarını söylemeleri beni çok şaşırtıyor. İslam Ülkeleri’nden gelip Avrupa’ya yerleşen Müslümanlar Batılılarla bir arada yaşayabilmek için İslam’ın birçok emrini yerine getirmiyorlar ve İslam’dan utanırmış gibi davranıyorlar. Oysa bizler Müslüman olduğumuz için büyük bir özgüvene sahip olmalıyız ve Avrupalılara “En bilgili olan Allah’tır ve yaratıcımız insanlar gerçeğe bağlı kalarak yaşasınlar diye Hz. Muhammed vasıtasıyla İslam’ı gönderdi. Bu nedenle en doğru olan emir ve kanunlar İslam’ın kanunlarıdır” diyebilmeliyiz. Bir Müslüman ne olursa olsun İslam’ın emirleri ile ilgili doğruları söylemekten asla korkmamalı.

-İtalya’da İslam’a olan ilgi hangi boyutlarda?
İtalyanların geneli Müslümanlardan korkuyor. Bunun nedeni ise televizyon ve gazeteler. İtalyan Medyası sürekli olarak İslam’ı kötü göstermeye çalışıyor. İtalya’da İslam’a her tülü saldırı serbesttir; fakat Yahudilikle ilgili olumsuz bir haber yaptığınızda hemen cezalandırılırsınız. Medyanın İslam’a yönelik yoğun saldırılarına rağmen özellikle İtalyan Gençler arasında İslam gün geçtikçe daha da yayılıyor. Örneğin benim doğduğum ilçe nüfusu az olan küçük bir yer; fakat sadece bu ilçede son 2 yıl içinde 100 bayan ve 23 erkek İslam’a girdi.
www.haber7.com/haber/20080929/Papaz-aglatan-soru-Musluman-yapti.php




Про англичанку принявшую ислам(Мэри Вэлд)

Mary Weld, 1949´da 6 çocuklu Katolik bir ailenin beşinci çocuğu olarak İngiltere´de doğdu. Rahibelerin yönettiği bir okulda eğitim gördü. Durham Üniversitesi´nde ´Şark Araştırmaları´ okudu. 1982´de aynı okulda doktora yaparken Müslüman oldu ve Şükran Vahide adını aldı. 1985´te İstanbul´a yerleşti. Nur Risaleleri üzerinde çalışmalar yaptı. Said Nursi´nin talebelerinden Mehmet Fırıncı ile evlendi.


Röportaj teklifi Etkileşim Yayınevi´nden geldi. Türkiye´de yaşayan bir İngiliz kadın, Mary Weld, Said Nursi hakkında bir kitap yazmıştı. Acaba kendisiyle tanışmak ister miydim? Kitabı gönderdiler. İnceledim. Sıkı bir araştırmanın süzgecinden geçmiş, okunası bir kitaptı. Fakat yazdıklarından çok kendi hikayesini merak ettim. Müslüman olup Şükran Vahide adını alması ve Mehmet Fırıncı´yla evlenmesi romancı yanımı kışkırtmıştı. Sarıyer´deki evlerine gittiğimde Şükran Hanım´ı aşırı ketum buldum. Kurduğu cümleler çok kısaydı, geçmişine ve özel yaşamına dair pek açıklayıcı değildi. (Tabii o cümleleri birleştirdiğim için siz bunu fazla hissetmeyeceksiniz) Ne giyiminde ne evin döşenmesinde İngiliz asıllı olduğuna dair bir işaret yakalayabildim. Evliliği ´hizmet´ kolaylaşsın diye gerçekleşmişti. Bunlar bende derin bir hüzün uyandırdı. Yaptığı onca değerli çalışmaya rağmen ´kaybolmuş´ bir insan gibi gördüm onu. Tabii bu sadece kişisel bir izlenim. İşin gerçeği böyle olmayabilir…




Sözler, Mektûbat, Lem´alar, Şuâlar, İşaratü´l-İ´caz ve birçok küçük risale ve kitapları Türkçeden İngilizceye çevirdiniz. Said Nursi´nin Türkçesi Türkler için dahi çok zordur. Siz dilimize bu denli vâkıf mısınız?
Biz Risaleleri okuyarak Türkçe öğrendik zaten. Üniversitede Farsça, Türkçe, Arapça okudum. Öz Türkçe fazla bilmiyorum. Daha ziyade eski sözcükleri biliyorum. Şimdiki insanlar için belki ağır gelebilir Risalelerin dili. Bana zor gelmedi. Bir Kur´an tefsiri olarak asıl mefhumları, konseptleri ve üslubunu öğrendikten sonra hiç zorlanmadım. Sözlüklerle, adım adım öğrendim.
Risalelerle ilk karşılaştığınızda kaç yaşındaydınız?
28. İngiltere´de Durham Üniversitesi´nde Ortadoğu çalışmaları üzerine lisans yapmış ve doktoraya başlamıştım. İslamiyet´e ilgim vardı. 70´lerde bütün gençler arayış içindeydi. Ben de herkes gibi hayatın manası nedir, diye soruyordum. Umumi bir protest hava vardı. Dünyanın çeşitli bölgelerinde mahrumiyet içinde yaşayan insanlar için adalet ve eşitlik isteyen o gruplara katılmadım. Giderek İslamiyet ile daha fazla ilgilenmeye başladım. Said Nursi´nin bazı kitapları Amerika´da tercüme edilmişti. Bir Türk verdi bana. Çevremde yabancı talebeler vardı. Araplar, Türkler, Malezyalılar... Onlar iyi insanlardı. Sonra Ramazan geldi ve ben oruç tuttum. Müslüman değildim henüz. Fakat Ramazan´ın sonunda namaz kılmaya başladım. O arkadaşlardan biri fotokopi vermişti bana; abdest nasıl alınır, namaz nasıl kılınır falan, o kâğıda bakarak öğrendim. O sene Müslüman oldum; fakat bu uzun bir sürecin son noktasıydı. Müslüman olduktan sonra orada kaldım ve Risalelerle ilgilendim. Hoşuma gitmişti; çünkü iman meseleleri hakkındaydı. Tercümeleri azdı. Daha iyi anlayabilmek için, kendi kendime sözlüğe bakarak kelime kelime tercüme ettim. İlk tercüme ettiğim, Ene Risalesi´ydi. Yani insanın egosu üzerineydi. Çok enteresan buldum.
İnsan birdenbire bir dini bırakıp öbür dine nasıl geçer?
Ben Katolik olarak yetiştirildim. Rahibelerin yönettiği bir okula gitmiştim. Fakat ayrıldıktan sonra katıldığınız dünyada, önceden öğrendiğiniz dinle ilgi kuramıyorsunuz. O zaman dini bıraktım. Din okulda kaldı. Bu okul bizim ailenin geleneğinde var. Bütün kardeşlerim, hepimiz bu gibi okullara gönderilmiştik. Bir din okulu burası, bir manastır. İlkokuldan başlayarak üniversiteye kadar devam eden... Fakat çok akademik bir yer değildi. Dış dünyaya kapalı bir yerdi. Okulun dışındaki dünya bambaşka tabii.
Anne ve babanızla dinî mevzuları konuşuyor muydunuz?
Hayır. Zaten babam hastalandı ve öldü. Nesi vardı bilmiyorum. Ailemle diyaloğum yoktu. Hepsi dindar insanlardı. İsteseydim konuşabilirdim. Fakat fazla sorgulamadım. Okulum yatılıydı. Bazı tatillerde evimize bile gidemedim. Bazı problemler, hastalıklar vardı. Birbirimizden kopuktuk.
Müslüman oluşunuzu aileniz nasıl karşıladı?
Belki bırakırım diye baskı yapmadılar. 31-32 yaşındaydım, fazla bir şey yapamazlardı. İngilizler böyle durumlarda büyük tepki vermezler zaten.
1985´te Türkiye´ye geldiğinizde bir kültür şoku yaşadınız mı?
Yaşamadım. İngiltere´de iki-üç sene Müslüman olarak yaşadıktan sonra buraya geldiğim için sorun olmadı. Daha ziyade Fatih´te kaldım.
Koyu dinî bir muhitte, tek başınıza bunalmadınız mı?
Yok. Yaşamımı sürdürebildim. Memnun oldum aslında. İnsanlar yer bulmama ve eşya teminine yardımcı oldular.
Entelektüel olarak Risale okumak ayrı şey, farklı kültürde insanlarla yaşamak ayrı şey...
Tabii o zaman yeni Müslüman´sınız, öğrenmek istiyorsunuz. Gözünüz başka şey görmüyor. Yaşam tabii farklıdır burada. Fakat tek başınasınız, herhangi bir baskı altında değilsiniz. Eski halimden koptuğum için fazla zor gelmedi bana yani. Ondan sonra evlendim.
Müslüman olur olmaz örtündünüz. Örtünmenin bin türlü yolu var. Siz en geleneksel şeklini tercih etmişsiniz. Neden?
Çünkü bulunduğum yerdeki Müslümanlar böyleydi. Onların da çoğu Arap´tı. Böyle gördüm, böyle uyguladım.
Kendi stilinizi yaratabilirdiniz.
O aklıma hiç gelmedi. Yani durumu kabul ediyorsun. Böyle kapanmak gerekli diye düşünüyorsun. Daha sonra da değiştirmek aklıma gelmedi. Benim örtünme şeklim daha pratik geliyor.
İngiltere´yi özlüyor musunuz?
Hayır. Faydası yok yani özlemenin, kendini yormanın. İstemeseydim buraya gelmezdim. Güzel bir yer burası.
Dilinizi özlüyor musunuz?
İngilizce kitap okuyorum. Bu yüzden daha ziyade İngilizce düşünüyorum. Ama Türkçe konuşuyorum.
Ana dilinizi fazla kullanmıyorsunuz. Ülkenize gitmiyorsunuz. İstanbul´da da farklı ortamlarda bulunmuyorsunuz. Bu kadar içe dönüklük iyi mi kötü mü?
Ben iyi ya da kötü diyemem. Böyledir yani. İnsan duruma göre hareket ediyor.
Sanat, spor, sinema?
Pek gitmiyorum.
Mary Weld´i özlüyor musunuz?
Yok, hiç özlemiyorum. Her şeyin seyri vardır. Elhamdülillah, önceki hayatımda okumasaydım, şöyle böyle yapmasaydım bu işi yapamazdım. O zaman şükretmek lazım.
Evinize baktım. Burada kendi kişiliğinizin yansımalarını görmek istedim. İngiliz stiline dair hiçbir iz yok…
Niye olacak ki? İşte böyledir. Alıştık zaten. Bizkaç senedir buradayız. Ben daha ziyade evdeyim. Yazıyorum, tercüme yapıyorum. İngilizce olarak daha ziyade Risale-i Nurları dışarı tanıtmada çalışıyorum. 91´den beri her iki senede sempozyumlar oluyor biliyorsunuz.
Said Nursi bugün yaşasaydı ona ne sorardınız?
O 1960´ta vefat ettiğinde demirperde, Sovyet Bloku vardı. Komünizme ve materyalist cereyanlara karşıydı. Tabii zahiren, dünyanın durumu çok değişti. Fakat esasen belki o kadar fazla değişmedi yani. Cenab-ı Hak´tan gelen mesajlarla modernizm, Darvinizm, ateizm gibi salt aklın ürettiği cereyanları mukayese eder ve insanlığın saadeti ve kurtuluşu ancak vahiyle olur der. Şimdi 2006´dayız. Demirperde yıkıldı, yeni dünya düzeni, globalizm var. Fakat bu iki cereyan devam ediyor. Aslında o topyekün Batı´ya karşı değildi. Batı medeniyetinde vahiy, İsa Peygamber´in getirdiği mesajlar da vardı; fakat felsefe kısmı galip geldi. Belki şunu sorardım. Yani bu iki cereyan şimdi aynen devam ediyor mu? Yani vahiy ve felsefe mukayesesi modelini bugünkü dünyayı anlamak için kullanabilir miyiz? Çünkü v ahiy galip olmazsa, dünyaya anarşi hakim olur demişti. Ve biz gördük bunu.
Bu, cevabını bildiğiniz bir soruyu onaylatmak olurdu. Ben olsam ona ´Senin bıraktığın Kürtler ile şimdiki Kürtler arasındaki farklar neler?´ diye sorardım. Çünkü kitabınızdan öğreniyoruz ki ´Kürtler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti asla kabul etmezler. Onun yerine ölmeyi tercih ederler.´ diyor o zamanki isyanlar sırasında. Bugünkü manzaraya baktığında acaba ne söylerdi?
Said Nursi, ilk önce Kürtlere Müslüman olarak baktı. Şimdiki durumları hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Fakat, Said Nursi, o zaman -ki bu iki makalesi 1920´de, Paris Barış Konferansı esnasında, emperyalist oyunların oynandığı günlerde yazılmış- Kürtlerin Müslüman kimliğini ön plana çıkartarak onları bu oyunlarda kendilerini kullandırmamalarını istedi. Said Nursi, hep birlik ve bütünlük için çalıştı.
Said-i Nursi bugün yaşasaydı Ermeni, Yahudi ve Rum azınlıkların problemlerine bakışını merak etmez miydiniz?
Sorunuzu tam anlayamadım. Şimdi, teorik olarak azınlık yoktur ki problem olsun. Fakat belki hatırlatmakta fayda var: İkinci Meşrutiyet yıllarında Said Nursi meşrutî hükümeti ve dolayısıyla bütün Osmanlı unsurlarına eşit sivil ve siyasî haklar verilmesini, can-ı gönülden destekledi. Meşrutiyet´in hem İstanbul´da hem Doğu Anadolu´da halklara kabul ettirilmesi için gayret gösterdi. Ayrıca eşit hakların vs. verilmesi hakkındaki argümanlarını İslam şeriatından alınmış prensiplerle destekledi. Kendisi için bu mesele problem teşkil etmedi ve onu gerekli gördü.



Risaleler ikna edici
Said-i Nursi Batı´da diğer Müslüman düşünürler kadar çok tanınmıyor. Size göre onun diğerlerinden farkı nedir?
Batı´da Said Nursi diğer Müslüman düşünürler kadar tanınmış değil; ama her geçen gün orada neşredilen kitap, makale vs. sayesinde çok daha iyi tanınıyor. Bana göre, Batılılar ve Müslüman olsun olmasın bütün insanlar için önemi şundan: İslam´ın esas akide ve inançları için ikna edici kanıtlar sunması, Kur´an´dan alınmış bir düşünce sistemi çerçevesinde bir insanın kendi düşüncelerini kolayca açıklayabileceği iman ve imansızlık tahlillerini takdim etmesi, bulunduğumuz dünyayı Allah´ın varlığını bildiren ayetler olarak görmeyi öğretmesi… Bu yaklaşım, Batı´da Aydınlanma sonrası düşünce cereyanlarından ortaya çıkan birçok sorunu çözüyor, varlığın dünya ve ötesiyle uyumlu bütünlüğünü ispat edip inanan insanı inşa ediyor. Bana göre, Risale-i Nurların Batı´ya vereceği çok şey var. Çünkü post-modern veya post-post modern bir ortamda olan insanlar ´spirituality´ içinde arayışlarına cevaplar arıyorlar ve maalesef sık sık yarım hakikatlerle veya sapık akımlarla yollarını şaşırıyorlar.



Evlenmek hiç aklıma gelmemişti
Evliliğiniz nasıl oldu?
Buraya geldiğimde bu işler münasebetiyle tanıştık. Çok yardımsever, iyi bir insan. Fakat tabii evlenmek hiç aklıma gelmedi. Evlenmek için gelmedim buraya yani. Bazı işler vardı, onları yaptım. Bittikten sonra başka işe başladım. Fakat sonsuza kadar burada mı kalacağım bilmiyordum. İşte kısmetimiz buradaymış. Evlenmeyi kendisi teklif etti. Herhalde hizmetler için, daha kolaylık olsun diye. Çünkü zorluklar oluyor tabii yalnız bir kadın olarak. Bütün resmî işleri kendim yapıyordum. O bakımdan kolaylık yani başka birinin olması.
Aranızda epeyce bir yaş farkı var. Sizi himayesine mi aldığını düşündünüz?
Herhalde. Tabii insanın duyguları vardır. Sevmeseydim evlenmezdim.
Mehmet Bey Nur talebesi olmasaydı ilginizi çeker miydi?
Herhalde tanımazdım. Daha çok bu camiada bulunuyordum. Şimdi de böyle, daha ziyade burada çalışıyoruz.
Hiçbir zaman başka grupları, başka insanları merak etmediniz mi?
Risaleleri şahsen çok faydalı bulduğum için daha ziyade onlara çalıştım.
Hiç İngiliz arkadaşınız, mektuplaştığınız, görüştüğünüz kimse yok mu?
Çok az.
Buna üzülüyor musunuz?
Böyle olmuş işte

www.haber7.com/haber/20060903/Mary-Weldden-Sukran-Vahideye-giden-yol.php

 

Tags: ислам, принявшие ислам, рассказы
Subscribe
  • Post a new comment

    Error

    Anonymous comments are disabled in this journal

    default userpic

    Your IP address will be recorded 

  • 0 comments